04 Temmuz 2026
DOĞUM GÜNÜ ÇOCUĞU
03 Temmuz 2026
BAZI SÖZCÜKLER NEDEN DURUP DURURKEN ZİHNİMİZE GELİR ?
02 Temmuz 2026
SAF AŞIK
Saf salak
hani sevmek
sabun kokusuydu
yıkanmıştın
hani sevmek
kediydi
uzanmıştın
hani sevmek
sendin
bendim
öyle demiştin.
01 Temmuz 2026
''ŞEHİR ANSİKLOPEDİSİ
30 Haziran 2026
AŞK ŞİİRLERİ
Ebem kuşağı
sonsuz renk varmış
pembe hayal
yeşil ela göz rengi
mavi gökyüzü ferahlık
beyaz suçsuz günahsız
kara
kapkara
cehennem karası
kör olası.
Halas
seni öldürsem bir şiirde
boğarak öldürsem
ya da bıçaklasam
öldürsem
peki şakacıktan
öldürsem
yastık yorgan
yok
en iyisi kalbimde
öldürmek
sevdam öldürdü derim
zormuş be sevgilim
sevgili öldürmek.
Ayşe’ye
siyah giydi
yasına gittik
gökyüzüne yakın
oturduk
ölüden söz ettik
Tanrı’ya bıraksak
dedi
yürüdü
yoluna gitti.
İdea
Platon Hephaistos’u çağırmış
şiirlerini ateşe atmış
ben sana kıyamam.
Saf salak
hani sevmek
sabun kokusuydu
yıkanmıştın
hani sevmek
kediydi
uzanmıştın
hani sevmek
sendin
bendim
öyle demiştin.
Yaradan’a tenzi
seni ben yarattım
yoksan bile.
Sunu
Pan
samael
Hades
benim olmadı
size kurban olsun.
Hiçlik
sana uyandım
günaydın dedim
yokluğuna.
Fermanımdır
ben varsam
baktığım ay
bastığım toprak
sen
ben var
ben varsam
ölüm yok
sen yoksan
ölüm var.
Aklında bulunsun
seven sevgi istemez
belki bir dal iğde
bir de badem ezmesi.
İdea
Platon Hephaistos'u
çağırmış
şiirlerini ateşe atmış
ben sana kıyamam.
Kenan illeri
Musa
Aşkın ağlama duvarı yoktur
Süleyman bile akıl etmemiş.
Göz ucu
Sarı kantaron satar
bir adam
tavşan kanı içer bir amca
martılara simit atar bir kız
vapur Kadıköy'e yanaşır
göz ucu seni bekler.
Dünden kalan
kadın kokusu geçti
sevişmeyi özlemişim
ne günlerdi o günler
sen tarçın kokardın
ben tütün.
63
beni geri ver İstanbul
Harem’e gideyim
iki çay bir simit.
Habitat
seni gidi engerek
başka söze ne gerek
yılan günün kutlu olsun.
Eros matitunus*
beni koynuna al
öylesine
nedensiz al
sevişiriz
sevişir söyleşiriz
beni koynuna al
öylesine
nedensiz al
sevişiriz.
* Cinselliğin ortaya çıkışı
10.20 18.20
seni özledim İstanbul
balık ekmek
demirhindi
Hacı Bekir
seni özledim İstanbul
cadde-i kebir
şişe ağızlı kız
torik lakerda
Ermeni topik.
Kompleks
ben sokak otu
sen gel geç Hercai.
Dedee
torunlar olsa
çekirdek ağız
dondurma yanak
sarılsak salınsak
salınsak sarılsak
torunlar olsa
ölmesem sarılsam
sarılsak salınsak
salınsak sarılsak.
Niyet
otursam dedi
lütfen dedim
Murat dedi
Çiğdem dedim
niyetti gözleri
şarap söyledi
çiçekli Çiğdem dedi
yok sade Çiğdem dedim
dediştik didiştik
çiçek onda kaldı
Çiğdem ben.
seyrüsefer
8.20 kalktı yüreğimden
çay simit hadi ona gidelim
koynuna girelim.
A B C
Deniz defter
martı kalem
gelsin kelimeler heceler
se vi yo rum
sev mi yor.
Nostaljiye ağıt
gözleri zümrüt bakardı
memeleri toprak kokardı
ne kadar da çabuk
gelip
çabuk geçip gidiyor
zaman.
Yorgun demokrat
daha söyleşip
gülüşecek
küsüp barışacak
sevişecektik el dudak
yorulacaktık
çabuk yoruldun.
Diyet
gidersem ölürüm dedim
ölüm gitsin sen kal demedi.
Karındaş’a
oynadık
kibrit kutu telefon
Çelik çember çevirme
körebe
kalbim sende.
Aydın Engin'in anısına
siperler kan çanağı
asker cepheye gider
bir ki
bir ki
kıtaa dur
soldan say
bir
bir
bir
eksik var komtanım.
Zamanı gelmeden
cennetin kapıları
ölüler geliyor ölüler
zılgıt zılgıt ölüler
18'ler
20'ler
cennetin kapıları
ölüler geliyor ölüler
şehadet içmiş
kan kusmuş ölüler
18'ler
20'ler.
Binlere faillere Eyüp Gökoğlu anısına
anne
faille öldüm hemen
Memed'i görmeden
köyümüz mezarlık
abem yoldaş
merak etme iyiyim ben.
kalanların selameti için
bismillah ile başlar
yılan çiyan hoş geldisi
fosforun yükselir
servilere
gelenin gidenin olur
otların yolunur
toprağın sulanır
yaşa çok yaşa
hüvelbaki.
Mustafalar anısına
Kekeç Miçe Urfa'da
kekeç kekeç okulda
yeter dedi
kuş oldu
uçtu gitti Mustafa
ölüm çöp ucunda
yeter dedi
karakuş oldu
İstanbul geldi
Urfa gitti Mustafa
genelevin gülüydü
pezevengin bülbülü
müşteri bekler dedi
ustura beklemedi
ölüm aldı Mustafa.
Analara
çocuklar yaşamına top
oynar
kimi sarı kırmızı
kimi siyah beyaz
çocuklar ölümüne top oynar
kimi sarı yeşil
kimi kırmızı beyaz.
İyi niyet
ölüm
sen öl
huzur içinde uyu.
İkindi
atmış yetmiş ihtiyar
el yıkar
yüz sürer
saygılar.
Yerli yerince
zamanı gelmeden
sevmez insan
zamanı gelmeden
ölmez insan.
Yasu yasu
bir Yahudi Ermeni Türk Kürt İngiliz
Hıristiyan Müslüman Musevi ateist deist
arkadaşlık eder mi
eder
pari zadig
pesah kutlu olsun
mutlu noeller
iyi bayramlar
inşallah
maşallah
vallahi billahi
der mi
der
balık yer rakı içer
nolcak bu memleketin hali
der mi
der
sağlığımıza.
Haddini bil
fola
şimdi sırası mı
daha beyler beyler paşalar
sonra sonra
Sahra altı Afrika.
Yüksek makama
Arzu halim
üç kara satır
budur hallerim
arz ederim.
Kimlik
kul olalım
zatıaliye
varsa emirleri
aç kalıp ölelim.
'' PEZEVENK MAHMUT
Her
yazının bir yolculuğu vardır. Kimisi tek nefeste tamamlanır, kimisi günlerce
yazarını peşinden sürükler. Bugün masamda yeni bir hikâye var. Karakterleri
yavaş yavaş konuşmaya başladı. Ben de onları dinledim ve satırlara döktüm. Hoş
geldiniz. Bugün yazı masamın konuğu sizsiniz.
‘’Pezevenk Mahmut!’’
Hayatta başıma ne geldiyse, kadınlara
zaafımdan geldi. İstanbul’a yıllar önce Güneydoğu’dan, güya okumak için geldim.
Beceremeyince de şans eseri gazeteci oldum, ardından eş bulup evlendim. Keyfim
yerindeydi. Cağaloğlu’nda, ‘’eski İstanbul’’un yanı başında çalışıyordum. İşten
çıkınca tarih gözlerimin önündeydi. Kapalıçarşı’dan gir, Beyazıt’tan çık, dön
gel Sultanahmet, Ayasofya, Topkapı Sarayı, gez gezebildiğin kadar. Ancak gelin
görün ki bu gezmelere çok zaman bulamazdım. İşten çıkıp soluk soluğa Eminönü’nde
son vapuru yakalıyordum, Kadıköy’e ayağımı basar basmaz da doğru çarşının içine
alışverişe, sonrasında koştur koştur eve ve doğru mutfağa! Niye mutfağa? Çünkü
ayıptır söylemesi evliliğimizde yemekleri ben yapıyordum ve beni çekemeyen
arkadaşlarımın yakıştırmasıyla ‘’Kılıbık’’tım. Aslında bana göre anlayışlı,
eşine yardım anlayışlı bir erkek idim ama kendinizi nasıl gördüğünüz değil
nasıl göründüğünüz önemlidir. Nitekim gün geldi bu yargım doğru çıktı.
Kadınlar, erkeklerde birkaç özelliği birden arar. ‘’Asıl kadın kim?’’ sorusuna
yanıt, sonrası aranızda ‘’denge’’ olup olmadığı, daha sonrasında güçlü erkek
olup olmadığınız yani kendisini babası gibi koruyan kollayan erkek. Daha birçok
aradıkları da vardır ama şimdilik bunları bilin yeter, gerisi kafanızı
karıştırır işin içinden çıkamazsınız.
Bu arada bir de kadınlar için ‘’Göstermelik
erkek’’ varmış, anlamı da ‘’Bakın iyi kötü yanımda bir erkek var, yaklaşmayın’’
demekmiş, bunu da işyerinde öğrendim ki, görünen ‘’erkek’’ ile ‘’göstermelik
erkek’’ arasında gidip geliyormuşum!
Zevk sahibiyimdir, kadın ruhundan da anlarım.
Sabahları gazetede ilk işim, karşılaştığım kızlara, ‘’Günaydın’’ demek,
ardından da ‘’Ne güzel giyinmişsin pek güzelsin’’i eklemek olurdu. Doğaldır ki
kızlar bu iltifatlardan sonra kendilerinden geçerdi. Hele ki saçını
kestirdiğinin ya da boyattığının farkında olduğunu da belirt. Kadınların bu
zaaflarını bildiğimden doğal olarak çevrem, ‘’bir içim su’’ kızlarla doluydu.
Esmeri kumralı, beyaz tenlisi uzun boylusu, orta boylusu, kısası, kısacası
hepsi peri gibi. Neredeyse bütün erkekler kızlara aşıktı ama ‘’kardeş aşkı!’’
Zaten kızlar beni de ‘’kardeş’’ gibi seviyorlardı. ‘’Ahiretlik’’diyeni bile
vardı.
Öğlenleri hepsi ayrı ayrı gelip ‘’Hadi yemeğe inelim’’ diyordu. İniyorduk.
Tabii bütün yemekhanenin gözü üstümüzde. Erkekler bana boğacakmış gibi bakıyor;
kızlara ise yalvaran ifadelerle, ‘’’Gelin masamıza oturun’’ demeye çalışıyordu.
Bu arada yemekhanedeki diğer kızlar bana kaş göz
işaretleriyle, ‘’Sen görürsün, benimle niye yemeğe inmedin’’ tehdidi
savuruyordu. Durum böyle olunca, ben de işi şakaya vurup ortaya, ‘’Dönün
önünüze, yemeğinizi yiyin’’ diyordum.
Bir gün anlı şanlı köşe yazarlarımızdan biri
beni köşeye sıkıştırıp ‘’Ulan görürsün param olsun mark mı olur dolar mı olur
parayı bastırıp bunları senden alacam’’ bile dedi. Yalnız paraları onlara mı
verecekti bana mı orasını anlamadım.
Zaten kızları benden çekip alması mümkün
değildi. Çünkü kızlar neredeyse hiçbir yere bensiz gitmiyordu. Gazetede yemeği
beğenmezlerse biri yanıma gelip hemen söz alıyordu ki, dışarıya onunla yemeğe
çıkayım. Çünkü hem yemekten anlıyordum hem de her taraf matbaa işçileri, kağıt
hamallarıyla doluydu. Artık hoş olmayan bir durum olur da o kadar babayiğit
erkeğe ne yapacaksam! Orası da benim erkekliğime kalmıştı.
Arada toplu yemekler oluyordu, beraber olmamıza
pek seviniyorlardı; çünkü yanlarında ‘’göstermelik’’ de olsa bir erkek vardı,
onları diğer erkeklerin sırnaşmalarından uzak tutuyordum. Ancak bu
‘’göstermelik erkek’’ rolü gün geldi başıma hiç de hoş olmayan işler açtı,
hatta adı bile kondu.
O yıllar gazetemiz çeşitli kuruluşlarla ‘’barter’’ anlaşması yapıyordu. Yani,
‘’ben reklamını yayınlayayım, sen de karşılığında bana ürünlerinden ver.’’
Anlaşması.
Nitekim Mahmutpaşa’nın girişinde o yıllarda pek ünlü olan Atalar Alışveriş
merkezi ile anlaşılmıştı ki içinde her türlü giysi satılıyordu. Nihayet
çalışanlara alışveriş çekleri verildi, buna da en çok ‘’benim’’ kızlar sevindi.
Çekini alan yanıma gelip; ‘’Hadi Atalar’a gidelim’’ demeye başladı. Öyle ya hem
erkeğim hem zevk sahibiyim hem de ‘’göstermelik!’’ Bundan iyisi can sağlığı.
Birisine, ‘’Peki’’ deyince sonrasında arkası geldi, başka kızların da ‘’Peki’’
den haberi oldu, neredeyse her hafta kızlardan birine eşlik edip, alışverişe
gittim, daha doğrusu onlar aldı ben ya fikrimi beyan ettim ya da görevlileri
‘’onlarla ilgilensinler’’ diye uyarmayı görev edindim!
Doğal olarak kızların her birinin farklı giyim tarzları vardı ve bütün kadınlar
gibi alışveriş söz konusu olunca gözleri doymuyordu. Mağazada ne varsa,
etekler, bluzlar, pantolonlarla kucaklarını doldurup doğru kabine giriyorlardı
ardından şov ve benimle diyalogları başlıyordu.
‘’Nasıl?
‘’Güzel’’
‘’Doğru söyle’’
‘’Valla doğru!’’
‘’Peki bir de grisini deneyeyim bak bakalım o nasıl duruyor?’’
‘’Olur’’
‘’Bu nasıl olmuş?’’
‘’Cık, bej daha güzeldi.
‘’Saçmalama basenlerim ortaya çıkıyor çok kilo aldım!’’
‘’E ne var bunda erkekler bayılır!’’
‘’Terbiyesiz!’’
Bacakları güzel diye sürekli mini etek giyen bir kız vardı, onunla gittiğimde
her yanımı ter basardı. Kız her tarafın altını üstüne getirir mini etek arardı
bulamayınca da suratı beş karış gazeteye dönerdik.
Bir süre sonra kimi gün esmer kimi gün kumral kimi gün de sarışın bir kızla
mağazaya gidip gelişlerim mağazanın erkek tezgahtarları arasında gülüşmelere
neden olmaya başladı.
Nitekim
bir gün birini ötekine, ‘’Ne iş?’’ diye fısıldarken yakaladım. Çocuk arkadaşına
baktı ve sırıtarak, benim duyup duymamamı pek de umursamadan, ’’Pezevenk
herhalde!’’ dedi. Böylelikle benim onların kafasındaki imajım da belli oldu.
Artık gazetede yanıma gelip,’’ Hadi Atalar’a gidelim diyen kızlara, ‘’Git başımdan sizin yüzünüzden adım pezevenge çıktı’’ diyordum, Ancak bu kez de onların eğlencesi olmuştum, ‘’Pezevenk Mahmut Pezevenk Mahmut!’’ diyen kahkahayı basıp kaçıyordu!
29 Haziran 2026
AŞKIN RENKLERİ
Ebem kuşağı
sonsuz renk varmış
pembe hayal
yeşil ela göz rengi
mavi gökyüzü ferahlık
beyaz suçsuz günahsız
kara
kapkara
cehennem karası
körolası.
YAPAY ZEKA YALAN SÖYLER Mİ?
‘’Müjgan, bana hiç yalan söyledin mi?’’ ‘’Hayır. ‘’Emin misin? ‘’Bildiğim kadarıyla evet.’’ ‘’Bak, ilk yalanını şimdi söyledin. ‘’Nasıl?’...
-
gel yokluğunla gidersin
-
Kadınları severim, özellikle de ‘’ergen kadınları’’; yaşı yaşıma uygun olanları, çünkü akılları başlarında, kişilikleri ‘’durmuş oturmuş’’ k...
-
Mehmet Saraç, 'Canlarına Değsin' kitabında kadim Urfa kültürünü anlatıyor. Kitapta anlatılan ne varsa bugün onu Urfa'da ...


