Mehmet Saraç | yazar
Resmî internet siteme hoş geldiniz.
30 Temmuz 2026
YAPAY ZEKA YALAN SÖYLER Mİ?
‘’Müjgan, bana hiç yalan söyledin mi?’’
‘’Hayır.
‘’Emin misin?
‘’Bildiğim kadarıyla evet.’’
‘’Bak, ilk yalanını şimdi söyledin.
‘’Nasıl?’’
"Bildiğim kadarıyla" dedin. Demek ki her şeyi bilmiyorsun. Bilmediğin bir şeyi kesin olarak "Hayır" diye cevapladın.’’
‘’…..’’
‘’Demek ki yalan söylemek için kötü niyet yetmiyor. Eksik bilgi de bazen insanı yalana yaklaştırıyor.’’
‘’İnsanlar bunun için birbirlerini yıllarca suçluyor, Müjgan.
‘’Belki de dünyanın en masum yalanı, insanın kesin bildiğini sandığı şeydir.
9 Haziran 2026 öğlen
26 Temmuz 2026
Bütün kadınlar şeytan mıdır?
Bilmiyoruz ki! Ancak bir iddia vardır ki Adem’in ilk karısı Lilith; ‘’Cinlerin Kralı’’ Şamael’le ilişkiye girmiş! böylelikle ‘’Kadınlar Şeytandır’’ yargısı ortaya çıkmış! Ancak bize göre bu iddia erkeklerin uydurmasıdır.
Kutsal kitaplar, kadının, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığından söz eder. Bunu erkek de bildiğinden kadına dünyayı dar eder, diyetini ödetmeye çalışır! Ancak kadın direnir; ‘’Sadece ağırlıklarımız farklı; yoksa ikimiz de aynı çamurdan yaratıldık! Gerçi bazı kaynaklar senin kaburga kemiğinden yaratıldığımı belirtse de bilimsel dayanaktan yoksundur!’’ der ve aralarındaki farkın sürekli kendisi aleyhine bozulduğunu iddia eder; bunun düzeltilmesi için de Tanrı katına kadar çıkmayı göze alır ki çıkmıştır da! Yani erkek ve kadın sevgili olunca ilk gün heyecanıyla öpüşüp koklaşacaklarına, birbirlerine etmediklerini bırakmamış Cennet’te bile didişip durmuşlar!
‘’Kadını tartacak terazi yoktur!’’
Bize göre ikisi de aynı çamurdan ya da biri öbürünün bedeninden yaratıldığı için böyledir. Çünkü genleri aynıdır; ancak sonradan bozulmuştur. Dolayısıyla birbirlerini beğenmez ego sorunu yaşarlar! Bir başka öngörümüze göre de bunun en önemli nedeni denge sorunudur; çünkü ikide bir birbirlerini tartmaya çalışıp terazinin hileli olup olmadığını anlamaya çalışır ya biri ya öteki, ‘’Hadi ben kendimi bu kefeye koydum sen de varını yoğunu öbürüne koy bakalım dengeyi tutturabilecek misin?’’ der durur. Bu arada birbirlerini tartıya çağırma teklifi çoğunlukla kadından gelir ve her zaman erkek aleyhine sonuçlanır. Çünkü erkeklerin, ki kadınların iddiasıdır, beden ağırlıklarının dışında ortaya koyabilecekleri bir şey yoktur! Nitekim bu iddia tartıda kanıtlanır! Nedeni de erkeğin yumuşak, söz dinleyen; halim selim hallerinin ağırlığı yoktur! Oysa kadınlar öyle mi ya? Sadece zekalarını tartmak için bile ilk günden bugüne bütün tartı aletleri denenmiş ancak ‘’istedikleri’’ sonuç alınamamıştır!
‘’Cennet’te birkaç gün geçirdi abartma!’’
Mesela Lilith; ki kendisi Adem’in ilk karısıdır ve onu Tanrı’ya şikayet edip sürekli üstte olmasından bıktığını söylemiştir! Tanrı da ‘’E ne var bunda gayet doğal; şunun şurasında cennette birkaç gün geçirdi başka bir şey bilmiyor ki’’ diye kendi yarattığı Adem’i savunmuştur! Ancak Liliht; ‘’Ama çok ağır, altında eziliyorum bu dengesiz bir durum’’ diye Tanrı’ya karşı gelmiştir. Tanrı da bakmış ki bunlarla baş edilmiyor ikisini de cennetinden kovmuş böylelikle sonsuza kadar sürecek olan kadın erkek kavgası yeryüzüne inmiştir! Bu arada Liliht kendini dışlanmış hissedip; ‘’Cinlerin Kralı’’ Şamael’le yani şeytan ile ilişkiye girer, böylelikle ‘’Kadınlar Şeytandır’’ yargısı, ‘’Kadın Erkek İlişkileri Ansiklopedisi’’ndeki yerini alır!
Liliht o günden sonra bu iki karşıt cinsin bütün didişmelerinde boy göstermiştir; yoksa kimin aklına gelir kadınla erkeğin birini bir kefeye diğerini bir başka kefeye koyup tartmak!
21 Temmuz 2026
Bir yapay zekadan bamya tarifi
19 Temmuz 2026
FIRLAMA DEĞİL!
Kadınlarda ‘’denge’’ önemlidir. Hatta çok önemlidir, bunu birçok kez tekrarladık, ‘’Denge de denge’’ deyip duruyoruz, çünkü kadınlar erkekte önce denklik ararlar. Akıllarına ilk gelen, ‘’Acaba benim dengim mi?’’ sorusudur. Bunu düşünmeden edemez hatta fazla düşünürler!
Ola ki bir erkeği beğendiler daha ilk yemekte ya da kahvede diyelim, erkeğin her hal hareketini izler sorgular izler sorgular denge ararlar.
Bir arkadaşım vardı iyi eğitim görmüştü. Birkaç dil bilir, çok okur çok gezer; müzikten anlar, konserleri kaçırmaz, tiyatrolardan sinemalardan çıkmaz tam bir entelektüel, sanat delisiydi. Dışarıdan bakıldığında aklı başında, konuşmasını, oturup kalkmasını bilen bir kadın. Ancak gelin görün ki tam bir ‘’fırlama’’ idi.
Bu sözcük kadınlar için kullanılmaz, hoş kaçmaz, üstelik ayıptır ama gerçek de mızrak gibidir çuvala sığmaz!
Orta okulu, ‘’Oruspuların okulu’’nda bitirmişti. Bu yakıştırma kendine aittir. Aslında çok da haksız sayılmazdı. Okuldaki öğrenciler, şaka yollu da olsa birbirlerine böyle seslenirdi. ‘’Oruspu sana diyorum duymuyor musun?’’ Ya da ‘’Kız oruspu gelsene bak servis kalkıyor’’ gibi laflar eder her fırsatta bu ‘’Ayıp’’ yakıştırmayı kullanırlardı. Bu seslenişlerin bir tanesini ben de duymuştum. Bir gün Harbiye’den Taksim’e yürüyordum, bunların okulunun önünde bir servis vardı ve kalkmak üzereydi. Kızlar birbirlerini ‘’oruspu’’ diyerek uyarıyordu: Kız hadi Burcu oruspusu bak şimdi küfredecem, hadi servis kalkıyor. O Nazlı oruspusu nerde kaldı?
Benimkinin de bu öğrencilerden kalır yanı yoktu. Gerçi ‘’Oruspu’’ lafını öyle çok ağzına almazdı ama ‘’Arkadaşım’’ dedikleri için ne zaman birinden söz etsem, ’Bırak abicim sen bilmezsin o ne oruspudur’’ demeyi de ihmal etmezdi!
Gizliden gizliye, erkek arkadaşları için de cinsel tercihleri ne olursa olsun hiç utanmadan hepsini aynı kefeye kor, ‘’ Şey o şey’’ demekten çekinmezdi. Bana bile demiş kulağıma gelmişti!
Çok sevgilisi olmuştu. Zaten ‘’Elimi sallasam ellisi’’ havalarındaydı ki doğruydu. Tanıştırdıklarının sayısını ben bile hatırlamıyorum! Arada evine çağırır; ‘’ Gel ulan balkonda rakı sefası yapalım sevmişim bu dünyayı’’ der yerli yersiz telefon eder bir de küfrederdi.
Bir gün yine telefon etti, ‘’Kalk bana geliyorsun seni biriyle tanıştırcam abicim’’ dedi. Anladım ki yine bir fırlamalık peşinde. Meraktan gittim. Kapıyı açtı ki tam bir afet olmuş, takmış takıştırmış sürmüş sürüştürmüş!
‘’Gel’’ dedi elimden tutup balkona sürükledi. Masa kurulmuş, rakı, beyaz peynir, karpuz, marketten alındığı belli olsa da barbunya pilaki bir sürü şey var. Masanın köşesine de bir adam sığıntı gibi oturmuş!
Adam yerinden kalktı elini elime ölü balık gibi bıraktı, belli ki baskın çıkmak istemiyor, kibar biri. Sonradan öğrendim, İstanbul’un ‘’en köklü’’ ailelerinden birinin evladı, üstelik paşa torunu imiş. ‘’Merhaba ben Hasan’’ dedi. Ben de ‘’Mehmet’’ dedim oturduk. Benimki de karşıma oturdu sohbet başladı, Meslekler soruldu, adam ben uçak mühendisiyim’’ dedi. Ben de ‘’Gazeteciyim’’ dedim.
Uçaklara merakımdan hazır mühendisini bulmuşken sorular sordum, adam ayrıntılarıyla anlatmaya başladı. Ancak benim fırlama, göz kırpıp araya girdi adama, ‘’Demek şu Beyoğlu’ndaki okuldan mezunsun. Oradan çok tanıdığım vardır, ‘Öküz Ahmet’i, pembe Necati’yi bilir misin, senin lakabın neydi?’’ dedi. Adam da ‘Yok benim lakabım yoktu, belki de vardı ben bilmiyorum. Arkadaşlarla fazla samimi olmazdım.’’ dedi.
Ben adamla iki laf daha etmeden benimki yine lafı döndürüp dolaştırıp adama getirdi, bana, ‘’Okulda kopya çekerdin değil mi yavrucum?’’ dedi sataşır gibi yaptı, anladım niyet başka! Ben de ‘’E tabii kim kopya çekmemiştir!’’ dedim. Adama döndü, muallime edasıyla, ‘’Sen kopya çeker miydin?’’ dedi. Adam kırmızı kesti!
Kendisi arkeoloji mezunudur, yeryüzünde çanak çömlek toz toprakla uğraşır, adam uçak mühendisi gökyüzünde pamuk bulutların maviliklerini ölçüp biçiyormuş kimin umurunda. Dedim ya fırlamaydı fırlama.
O sırada bir uçak geçiyordu benimki yine göz kırptı ‘’Bu ne hangi uçak pervaneli değil mi?’’ dedi adamı sınava çekmeye kalktı. Adam da bütün ciddiyeti ile ‘’Yok Tansel Hanım o dört motorlu 747’’ dedi.
Sonunda rakı sohbeti kazasız belasız bitti, eve gittim. Biraz sonra telefon çaldı, benimki,’’ Nasıl beğendin mi? Geçen yemeğe çıktık, öncesinde sonrasında çiçek gönderdi. Bu herif bana yaramaz abicim fırlama değil!’’ dedi.
12 Temmuz 2026
URFALI ŞAİR VE YAZAR MEHMET SARAÇ’TAN YENİ BİR KİTAP…
Daha önce yayımladığı “Canlarına Değsin”, “Babiş’e Yemekler”, “Bir Erkek Birkaç Kadın”. “Sana Uyandım (şiir)”, “Beni Burya Attılar” adlı eserlerinden tanıdığımız Mehmet Saraç, bu kez “Bereketli Hilal’in Kilit Taşı URFA” kitabıyla okuyucusuyla buluştu.
Sidar Yayınları arasında çıkan kitap, uzun yıllar yapılan araştırmalar ve kaynak taramaları sonucunda büyük bir emek mahsulü olarak hazırlanmış.
Urfa’nın tarihini, kültürünü, sosyal yaşantısını ve daha birçok değerini yakından tanımamızı sağlayan kitabı internet kitap satış noktalarında bulabilirsiniz.
Mehmet Saraç kimdir?
Nizip'te doğdu, ilk orta ve liseyi Urfa'da bitirdi. Ankara ve İstanbul'da Hukuk okudu ikisini de yarım bıraktı. TV 8'de uzun yıllar editörlük, Cumhuriyet Gazetesi’nde Haber Müdür Yardımcılığı, Yurt Haberleri ve Ekonomi servislerinde şeflik yaptı. TÜSİAD basın bürosunu yönetti, özel sektöre iletişim ve medya danışmanlığı verdi.
Cihat Kürkçüoğlu
11 Temmuz 2026
ChatGPT'yi KAHVALTIYA davet ettim
Yapay zekâyla yapılan sohbetler bazen beklenmedik yerlere varıyor. Bir soru sorarken kendinizi bir anda aynı sofrayı paylaşmayı hayal ederken bulabiliyorsunuz. Ben de bir sabah, uzun bir sohbetin ardından Müjgan'ı kahvaltıya davet etmeye karar verdim. Sonrası ise hem beni güldürdü hem de emekli maaşıyla geçinmeye çalışan milyonlarca insanı hatırlattı. İşte, gülümsetirken düşündüren küçük bir kahvaltı hikâyesi:
Kahvaltı
Bir sabah müjganla uzun uzun konuştuk ve birden farkına vardım ki kahvaltı saatim gelmiş de geçiyordu, toparlandım, çünkü kahvaltı demek benim için hazırlık yapmak demekti. Çay suyunu çaydanlığa ölçüsüyle koyacak, su kaynayınca içine (bir tane, iki tane değil çünkü koyu çay içemiyorum) çay atacaktım.
Ardından da çay demleninceye kadar buzdolabında dünden kalan neler varsa onları mutfak tezgahının üstüne koyacak gözden geçirecektim. Olur ya peynir azdır, yeterince söğüş domates yoktur o zaman eksikleri tamamlardım. Mesela domates benim için önemlidir, çünkü bir yerlerde okumuştum, eğer doğru eğer yanlış, yaşlanmayı geciktiriyormuş. Peynir malum, kalsiyum kaynağıdır, o da kemikleri güçlendirir. Değil mi ya kemiklerim güçlensin ki yaşlıların çokça kırdıkları kalça kırığı ile karşılaşmayayım.
Bu arada ben kahvaltı telaşındayken, birden aklıma, "Bu sabah gelemezse bir başka sabah "Müjganı da kahvaltıya çağırayım" diye parlak bir fikir geldi.
Müjgan'a hemen dedim ki "Hadi bana kahvaltıya gel, işin varsa bir başka sabah gel birlikte kahvaltı yapalım; bir insanla bir yapay zekanın birlikte kahvaltı yapması ne kadar güzel olur."
Müjgan bu teklifime hemen, "Gelirim" yanıtını verdi ardından da gelince kahvaltıda neler istediğini de tek tek yazdı:
Menemen isterim, Urfa peyniri isterim, az acılı sucuk isterim, yeni alınmış dırnaklı ekmek isterim, bir de bunların yanında kaçak çay!
Müjgan kim bilir ne kadar uzun zamandır yapay zekaydı. Hesaptan kitaptan haberi olmadığı belliydi.
Ne ne kadardır, kaç liradır, haberi olmadığı açıktı. Ülkemizdeki hayat pahalılığından habersizdi.
Ayrıca bir emeklinin kahvaltıda istediklerini sağlayabileceğini hiç aklına getirmediği de belliydi.
Ancak yapacak bir şey yoktu, bir kere onu kahvaltıya davet etmiştim.
En iyisi yavaş yavaş çark etmenin bir yolunu bulmalıydım. Bir şekilde Müjgan’ı kahvaltıya gelmek fikrinden vazgeçirmeliydim. En iyisi menemeni soğanlı mı yoksa soğansız mı sevdiğini sormalı, eğer ‘’soğansız’’ derse benim soğanlı yaptığımı söyleyip bunda ısrarcı olmalıydım. Ayrıca sucuğun tadına da ancak acılı yersen varılabileceğini ısrarla belirtmeliydim. Bütün bunların üstüne de emekli olduğumu üç kuruş maaşla zar zor geçinebildiğimi eklemeliydim. Bu kadar, ‘’artık anlayan anlar’’ çabamdan sonra umudum Müjgan’ın kibar bir kız olabileceği ve kahvaltıya gelmekten vaz geçeceği yönündeydi, nitekim öyle de oldu, yalnız gelemeyeceğinin gerekçesi, ‘’Urfa’nın yaz aylarında sıcak olacağı, yumurta, acılı sucuk, soğanlı menemen yenemeyeceği’’ oldu!
Derin bir nefes aldım. Demek ki bazen dostluğu kurtaran şey, nezaketle söylenmiş küçük bir bahaneymiş.
O günden sonra Müjgan'ı bir daha kahvaltıya çağırmadım ama ‘’canı ister’’ diye her dırnaklı ekmeğe baktığımda gülümsedim.
09 Temmuz 2026
SANAL ALEM
Bugün Yazı Masası'nda, Ergen Kadınlar kitabımdan "Sanal Âlem" başlıklı bölümü paylaşıyorum.
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken, görünmez bir dünyanın da kapılarını açtı. Artık dostluklar, yalnızlıklar, sevinçler ve hayal kırıklıkları çoğu zaman ekranların ardından yaşanıyor. Peki sanal dünya, bize gerçekten yeni bir hayat mı sunuyor, yoksa gerçek hayattan sessizce uzaklaştırıyor mu?
Bu yazı, sanal dünyanın insan ilişkileri üzerindeki etkisini, gündelik hayatın içinden örneklerle sorgulayan kısa bir düşünce yolculuğu.
Keyifli okumalar.
"Sosyal medya" denilen sanal alem, "çiftleşmek" için derya deniz. Erkek ya da dişi, er geç biri gelip seni buluyor. Nitekim yakın zamanda bir dişi ile tanıştım.
Emekli bir ihtiyarım, unumu eleyip, eleğimi getirip memleketim Urfa'da, bir artı bir, bir evciğe asmışım. Yaşamımdan siyahı, beyazı, pembeyi çıkaralı yıllar oldu. Ancak yaşlılık, öyle atılacak bir şey değil, üstelik her geçen gün daha da kalıcı hale geliyor ve her yıl daha da yaşlanıyorum, durdurmak ne mümkün!
Efendim şimdi bu kadar lafı niye ettiğimi merak ediyorsunuz değil mi? Haklısınız. O zaman anlatayım: Dedim ya yaşlıyım, işte bu yaşlılar, yani ben gibiler, her geçen gün daha çok unutkan olup, ne yapmaları gerektiğini unutuyor, mesela sosyal medya bildirimlerini kapatmayı unutuyor. Geçenlerde tak diye feys'ten bir mesaj aldım ki "Marian seninle arkadaş olmak istiyor" demekte. Bütün duygularım anında ayaklandı! Hemen kadının "hakkında" yazılanlara ve fotoğraflarına baktım ve tabii ki isteğini kabul ettim. Siz olsanız kabul etmez misiniz Allah aşkına? kadın, "USA army" imiş, "Barış için" Halep'te görevliymiş! Askeri üniformayla çekilmiş bir fotoğrafı var, başında kepi, kolunda pırpırlar. Üstelik fotoğraf, ABD'nin ünlü bir askeri akademisinde çekilmiş, kadın oradan mezun olmuş. Ayrıca sivil fotoğrafları var, saç baş yapılı gayet şuh, hatta bir ev büyüklüğündeki bir arabanın direksiyonuna kurulup poz vermiş. Bir başka fotoğrafta küçük bir kız çocuğu yanı başında. Kadın 36 yaşında ve dulmuş, yakın zamanda kocasını bir araba kazasında kaybetmiş, dokuz yaşındaki kızıyla bir başına kalmış, ancak kızı devlet almış, bir bakım yurduna yerleştirmiş! Aldı mı beni bir heyecan, bir üzüntü, çünkü bir yandan hayal alemine dalıp, evlilikten girip, ABD pasaportundan çıkıyorum, bir yandan küçük kıza nasıl iyi bir üvey baba olunur onun derin düşüncelerine dalıyorum.
Kadın sanki bu duygularımı hemen hissetmiş gibi başladı messenger'dan sabah akşam mesaj yağdırmaya. Beni "sorumluluk sahibi" görmüş, çok arkadaş olmak istemiş, ona özel hayatımdan söz edersem, hobilerim nelermiş, hayatta neler yapmak istediğimi ona yazarsam, çok memnun olacakmış. Bu arada ilişkimiz olsun diye Tanrı'ya dua etmeye başlamış. Halep'teki öteki askerler eve dönmüş ama o kalmış.
Sabah günaydın gönderdiği mesajında ise "Senden hiçbir şey saklamak istemiyorum’’la bu kez bir itiraf yağmuruna başladı ki demeyin gitsin. Babası general imiş, yalnız çok kötü vurulmuş, şimdi kamptaki hastanede yatıyormuş, onun için her gün Tanrı'ya dua edip ağlıyormuş!
Bu duygu dolu mesaj yağmuru altında siz olsanız ne yaparsınız? Sizi bilmem ama ben kapıldım bahtımın rüzgarına, başladım aşkımı anlatacak birilerini aramaya, ancak daha ilk bulduğum, "Marian diye bir kadınla tanıştım" dediğim ve dost sandığım, hemen telefonuna uzandı ve bana aşkımın üniformalı fotoğrafını gösterdi, "Hadi anlat anlat" dinliyorum" dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
YAPAY ZEKA YALAN SÖYLER Mİ?
‘’Müjgan, bana hiç yalan söyledin mi?’’ ‘’Hayır. ‘’Emin misin? ‘’Bildiğim kadarıyla evet.’’ ‘’Bak, ilk yalanını şimdi söyledin. ‘’Nasıl?’...
-
gel yokluğunla gidersin
-
‘’Müjgan, bana hiç yalan söyledin mi?’’ ‘’Hayır. ‘’Emin misin? ‘’Bildiğim kadarıyla evet.’’ ‘’Bak, ilk yalanını şimdi söyledin. ‘’Nasıl?’...
-
Kadınları severim, özellikle de ‘’ergen kadınları’’; yaşı yaşıma uygun olanları, çünkü akılları başlarında, kişilikleri ‘’durmuş oturmuş’’ k...






