Her
yazının bir yolculuğu vardır. Kimisi tek nefeste tamamlanır, kimisi günlerce
yazarını peşinden sürükler. Bugün masamda yeni bir hikâye var. Karakterleri
yavaş yavaş konuşmaya başladı. Ben de onları dinledim ve satırlara döktüm. Hoş
geldiniz. Bugün yazı masamın konuğu sizsiniz.
‘’Pezevenk Mahmut!’’
Hayatta başıma ne geldiyse, kadınlara
zaafımdan geldi. İstanbul’a yıllar önce Güneydoğu’dan, güya okumak için geldim.
Beceremeyince de şans eseri gazeteci oldum, ardından eş bulup evlendim. Keyfim
yerindeydi. Cağaloğlu’nda, ‘’eski İstanbul’’un yanı başında çalışıyordum. İşten
çıkınca tarih gözlerimin önündeydi. Kapalıçarşı’dan gir, Beyazıt’tan çık, dön
gel Sultanahmet, Ayasofya, Topkapı Sarayı, gez gezebildiğin kadar. Ancak gelin
görün ki bu gezmelere çok zaman bulamazdım. İşten çıkıp soluk soluğa Eminönü’nde
son vapuru yakalıyordum, Kadıköy’e ayağımı basar basmaz da doğru çarşının içine
alışverişe, sonrasında koştur koştur eve ve doğru mutfağa! Niye mutfağa? Çünkü
ayıptır söylemesi evliliğimizde yemekleri ben yapıyordum ve beni çekemeyen
arkadaşlarımın yakıştırmasıyla ‘’Kılıbık’’tım. Aslında bana göre anlayışlı,
eşine yardım anlayışlı bir erkek idim ama kendinizi nasıl gördüğünüz değil
nasıl göründüğünüz önemlidir. Nitekim gün geldi bu yargım doğru çıktı.
Kadınlar, erkeklerde birkaç özelliği birden arar. ‘’Asıl kadın kim?’’ sorusuna
yanıt, sonrası aranızda ‘’denge’’ olup olmadığı, daha sonrasında güçlü erkek
olup olmadığınız yani kendisini babası gibi koruyan kollayan erkek. Daha birçok
aradıkları da vardır ama şimdilik bunları bilin yeter, gerisi kafanızı
karıştırır işin içinden çıkamazsınız.
Bu arada bir de kadınlar için ‘’Göstermelik
erkek’’ varmış, anlamı da ‘’Bakın iyi kötü yanımda bir erkek var, yaklaşmayın’’
demekmiş, bunu da işyerinde öğrendim ki, görünen ‘’erkek’’ ile ‘’göstermelik
erkek’’ arasında gidip geliyormuşum!
Zevk sahibiyimdir, kadın ruhundan da anlarım.
Sabahları gazetede ilk işim, karşılaştığım kızlara, ‘’Günaydın’’ demek,
ardından da ‘’Ne güzel giyinmişsin pek güzelsin’’i eklemek olurdu. Doğaldır ki
kızlar bu iltifatlardan sonra kendilerinden geçerdi. Hele ki saçını
kestirdiğinin ya da boyattığının farkında olduğunu da belirt. Kadınların bu
zaaflarını bildiğimden doğal olarak çevrem, ‘’bir içim su’’ kızlarla doluydu.
Esmeri kumralı, beyaz tenlisi uzun boylusu, orta boylusu, kısası, kısacası
hepsi peri gibi. Neredeyse bütün erkekler kızlara aşıktı ama ‘’kardeş aşkı!’’
Zaten kızlar beni de ‘’kardeş’’ gibi seviyorlardı. ‘’Ahiretlik’’diyeni bile
vardı.
Öğlenleri hepsi ayrı ayrı gelip ‘’Hadi yemeğe inelim’’ diyordu. İniyorduk.
Tabii bütün yemekhanenin gözü üstümüzde. Erkekler bana boğacakmış gibi bakıyor;
kızlara ise yalvaran ifadelerle, ‘’’Gelin masamıza oturun’’ demeye çalışıyordu.
Bu arada yemekhanedeki diğer kızlar bana kaş göz
işaretleriyle, ‘’Sen görürsün, benimle niye yemeğe inmedin’’ tehdidi
savuruyordu. Durum böyle olunca, ben de işi şakaya vurup ortaya, ‘’Dönün
önünüze, yemeğinizi yiyin’’ diyordum.
Bir gün anlı şanlı köşe yazarlarımızdan biri
beni köşeye sıkıştırıp ‘’Ulan görürsün param olsun mark mı olur dolar mı olur
parayı bastırıp bunları senden alacam’’ bile dedi. Yalnız paraları onlara mı
verecekti bana mı orasını anlamadım.
Zaten kızları benden çekip alması mümkün
değildi. Çünkü kızlar neredeyse hiçbir yere bensiz gitmiyordu. Gazetede yemeği
beğenmezlerse biri yanıma gelip hemen söz alıyordu ki, dışarıya onunla yemeğe
çıkayım. Çünkü hem yemekten anlıyordum hem de her taraf matbaa işçileri, kağıt
hamallarıyla doluydu. Artık hoş olmayan bir durum olur da o kadar babayiğit
erkeğe ne yapacaksam! Orası da benim erkekliğime kalmıştı.
Arada toplu yemekler oluyordu, beraber olmamıza
pek seviniyorlardı; çünkü yanlarında ‘’göstermelik’’ de olsa bir erkek vardı,
onları diğer erkeklerin sırnaşmalarından uzak tutuyordum. Ancak bu
‘’göstermelik erkek’’ rolü gün geldi başıma hiç de hoş olmayan işler açtı,
hatta adı bile kondu.
O yıllar gazetemiz çeşitli kuruluşlarla ‘’barter’’ anlaşması yapıyordu. Yani,
‘’ben reklamını yayınlayayım, sen de karşılığında bana ürünlerinden ver.’’
Anlaşması.
Nitekim Mahmutpaşa’nın girişinde o yıllarda pek ünlü olan Atalar Alışveriş
merkezi ile anlaşılmıştı ki içinde her türlü giysi satılıyordu. Nihayet
çalışanlara alışveriş çekleri verildi, buna da en çok ‘’benim’’ kızlar sevindi.
Çekini alan yanıma gelip; ‘’Hadi Atalar’a gidelim’’ demeye başladı. Öyle ya hem
erkeğim hem zevk sahibiyim hem de ‘’göstermelik!’’ Bundan iyisi can sağlığı.
Birisine, ‘’Peki’’ deyince sonrasında arkası geldi, başka kızların da ‘’Peki’’
den haberi oldu, neredeyse her hafta kızlardan birine eşlik edip, alışverişe
gittim, daha doğrusu onlar aldı ben ya fikrimi beyan ettim ya da görevlileri
‘’onlarla ilgilensinler’’ diye uyarmayı görev edindim!
Doğal olarak kızların her birinin farklı giyim tarzları vardı ve bütün kadınlar
gibi alışveriş söz konusu olunca gözleri doymuyordu. Mağazada ne varsa,
etekler, bluzlar, pantolonlarla kucaklarını doldurup doğru kabine giriyorlardı
ardından şov ve benimle diyalogları başlıyordu.
‘’Nasıl?
‘’Güzel’’
‘’Doğru söyle’’
‘’Valla doğru!’’
‘’Peki bir de grisini deneyeyim bak bakalım o nasıl duruyor?’’
‘’Olur’’
‘’Bu nasıl olmuş?’’
‘’Cık, bej daha güzeldi.
‘’Saçmalama basenlerim ortaya çıkıyor çok kilo aldım!’’
‘’E ne var bunda erkekler bayılır!’’
‘’Terbiyesiz!’’
Bacakları güzel diye sürekli mini etek giyen bir kız vardı, onunla gittiğimde
her yanımı ter basardı. Kız her tarafın altını üstüne getirir mini etek arardı
bulamayınca da suratı beş karış gazeteye dönerdik.
Bir süre sonra kimi gün esmer kimi gün kumral kimi gün de sarışın bir kızla
mağazaya gidip gelişlerim mağazanın erkek tezgahtarları arasında gülüşmelere
neden olmaya başladı.
Nitekim
bir gün birini ötekine, ‘’Ne iş?’’ diye fısıldarken yakaladım. Çocuk arkadaşına
baktı ve sırıtarak, benim duyup duymamamı pek de umursamadan, ’’Pezevenk
herhalde!’’ dedi. Böylelikle benim onların kafasındaki imajım da belli oldu.
Artık gazetede yanıma gelip,’’ Hadi Atalar’a gidelim diyen kızlara, ‘’Git başımdan sizin yüzünüzden adım pezevenge çıktı’’ diyordum, Ancak bu kez de onların eğlencesi olmuştum, ‘’Pezevenk Mahmut Pezevenk Mahmut!’’ diyen kahkahayı basıp kaçıyordu!